
Hayvanlara gereksiz yere zarar vermeyi ve hayvanları öldürmeyi yanlış buluyor musunuz?
Hayvanlara gereksiz yere zarar vermeyi ve hayvanları öldürmeyi
yanlış buluyor musunuz?
Birçoğumuz hayvanlara gereksiz yere zarar vermenin yanlış olduğunu düşünür. Hatta gereksiz de ne demek diye düşünürüz, hayvanlara zarar vermeyi yanlış bulur, keyfi sebeplerle hayvanlara zarar verenleri ve hayvan öldürenleri kınarız.

Hayvanlara zarar vermeyi bu denli yanlış bulmamızın sebebi, hayvanların hissedebilir olmalarıdır. Yani hayvanlar, cansız dünyadan veya bitkiler ve mantarlar gibi diğer canlılardan farklı olarak dış dünyayı deneyimler, acı ve haz gibi deneyimlere sahiptir ve kendi varlıklarının farkındadırlar.

Ancak her yıl gıda, giyim, eğlence, deney gibi amaçlarla yüz milyarlarca hayvanı öldürüyor, kendilerine ait yaşamlarına el koyuyoruz. Üstelik bu bizlerin talepleriyle, yaşam tercihleriyle gerçekleşiyor. Yani gördükleri zararın ve öldürülmelerinin sebebi bizlerin gündelik tercihleri.

Tüm bunlar kaçınılmaz değil. Hayvansal ürünler olmadan sağlıklı ve keyifli ama en önemlisi kendi değerlerimizle uyumlu hayatlar sürmemiz mümkün. Bunun için hayatımızdan hayvansal ürünleri çıkarmamız, sofralarımızı ve yaşamımızın diğer alanlarını dönüştürmemiz gerekiyor.

Hayvan kullanımı her yerde ve çok yaygın. Bu durumda, değişim imkansız gibi görünebilir ya da kendi katkınızın küçük olduğunu düşünebilirsiniz. Ama her birimizin birer birey olarak toplumsal bir ağın içinde yer aldığımızı unutmayın. Her bir davranışımızla ve tercihimizle neyin sıradan ve kabul edilebilir olduğunu belirliyoruz.
Değişim mümkün ama sizinle başlayacak

Ama hayatımı sağlıklı olarak sürdürmek için hayvansal gıdalara ihtiyacım yok mu?
Hayır. Hayatın her döneminde hayvansal gıdalar olmadan da sağlıklı, besleyici, lezzetli bir beslenme düzeni mümkün. Hatta böyle bir beslenme düzeninin bazı sağlık avantajları da vardır.
“Amerikan Beslenme Derneği’nin kanısı, vegan ve tam vejetaryen de dahil uygun biçimde planlanan tüm vejetaryen beslenmelerin sağlıklı, gıda açısından yeterli ve belli hastalıklardan korunmada fayda sağlar nitelikte olduğu yönündedir. İyi planlanmış vejetaryen beslenmeler, hamilelik, emzirme, bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik gibi hayatın her evresindeki bireyler ve sporcular için uygundur.”
– Amerikan Beslenme Derneği
(PMID: 19562864)

Nerden başlayacağınızı bilmiyor musunuz? Sorularınız ve şüpheleriniz mi var. Bu sitede vegan yaşamınızı başlatmanız için gereken tüm bilgileri derledik ve aklınıza takılabilecek olan sorulara yanıtlar verdik. Artık, hayvan kullanımına son vermek için yarını beklemenize gerek kalmadan, bugün harekete geçebilirsiniz.
Birçok kişinin akılna takılan sorulara birlikte bakalım:
İyi ama bitkilerin de canı yok mu?
Elbette var; bitkilerin, mantarların ve mikropların da canı var. Hayvanların hissetme yetisine sahip olmalarının “canlı” olmalarından farklı bir durum olduğunu görmek önemlidir; canlı olmak hissetme yetisine sahip olmak anlamına gelmez. Hissetme yetisine sahip olmak acının ve zevkin bilincine varan bir varlık olmak demektir, hissetme yetisine sahip olan bir canlıda öznel yaşantıları olan bir “ben” vardır. Bitkiler acı hissettiklerini gösterir biçimde davranmazlar ve insan ve insan harici hayvanlarda hissetme yetisini sağlayan fizyolojik ve nörolojik yapılara sahip değildirler. Hissedebilirlik insanlarda ve insan harici hayvanlarda bir işleve sahiptir; acı hissedebilir canlıların kendilerine zarar veren bir uyarandan kaçmalarını sağlayan bir mekanizmadır, yani acı hayatta kalmak için bir araç olarak kullanılan bir sinyaldir. Bitkiler böyle bir sinyal kullanmazlar, kullanmaları için pratik bir neden de yoktur. Bitkilerin hissedebilirlikleri ya da öznel yaşantıları olan “ben” algıları olduğuna dair herhangi bir bilimsel veri yoktur, bu sebeple ağaçtan elma kopartmakla bir hayvanın bir uzvunu kopartmanın etik anlamda aynı değere sahip olduğunu düşünmek için de hiçbir sebep yok.
Bitkilerin ve diğer canlıların uyaranlara tepki verdiklerinin gözlendiği araştırmalar zaman zaman “bitkilerin de hissedebildiği kanıtlandı” gibi bir biçimde medyaya ya da sosyal medyaya yansıtılsa da bu haberler bilimsel değildir veya araştırma sonuçlarının tamamıyla keyfi olarak yorumlanıp haberleştirilmesinden ibarettir.
Hayvan eti yememeyi anlıyorum ama süt, yumurta gibi diğer hayvansal ürünleri ya da deri, yün gibi malzemeleri tüketmeme için ne gibi bir sebep olabilir ki?
Et yememek tek başına yeterli olmaz; çünkü süt, yumurta, deri ve yün de bir hayvanın bedenini ve üretimini bize aitmiş gibi kullanmak anlamına gelir. Hayvansal süt için, hayvanların üreme sistemleri sürekli olarak insanlar tarafından kontrol edilir; hayvanlar hamilelik ve üreme döngüsüne sokulur. Örneğin ineklerin kendi buzağıları için ürettikleri süte insanların tüketimi için el konulur. Yumurta ve yün, hayvanın bedeninden düzenli “verim” alma fikrine dayanır; deri ise doğrudan bedenin malzeme yapılmasıdır. Verim alma fikri, artık verim alınamayan hayvanların -erkek buzağılar ve civcivler, yaşı ilerleyen tavuklar ve inekler- ölüme yollanması anlamına gelecektir. Yumurta ve süt, tıpkı hayvansal et gibi acı, ölüm ve kullanım içerir.
İlk bakışta mesele süt, yumurta ve diğer hayvansal ürünleri elde ederken hayvanlara kötü muamele edilmesiymiş gibi görünür. Birçok kişi bu sebeple bu ürünleri köyden ya da organik çiftliklerden almanın bir çözüm olabileceğini düşünür. Ancak mesele kullanım esnasında hayvanlara “nasıl davrandığımız” değildir, hayvanın bedeni üzerinde hak iddia edip edemeyeceğimizdir—edemeyiz. Bu yüzden tutarlı bir tavır, tüm hayvansal ürünleri bırakmayı gerektirir.
Vegan olmak yerine daha iyi koşullarda üretilen hayvansal ürünleri tüketmek yeterli olmaz mı?
Sorun hayvanlara iyi ya da kötü davranıyor olmamız değil. En iyi koşullarda bile hayvan kullanımı hayvanların insan amaçları için kullanılabilecek birer araç oldukları yani birer mülk oldukları anlamına gelir. Mutlu sömürü (serbest gezen tavuk yumurtaları, mutlu inek sütleri, endüstriyel olmayan organik/köy çiftliği üretimleri vs.) hayvanların çıkarlarını korumayı deği, insanların vicdanlarını rahatlatmalarını amaçlamaktadır. Gerçekte ise en “mutlu” çiftlikte bile hayvanların hakları çiğnenmektedir, çünkü en “mutlu” çiftlikte dahi hayvanlar çiftlik sahibinin kölesi, malı ve kaynağı konumundadır, yaşamları, yaşamlarının nasıl geçeceği, ne zaman ve ne şekilde sonlanacağı tamamen mülk sahibinin inisiyatifindedir.
Sorunun hayvanlara nasıl davrandığımız olduğunu düşünen ve bu sebeple hayvancılıkta koşulları daha “insani” hale getirmeyi amaçlayan 200 yıllık harekete hayvan refahı hareketi diyoruz.
Benzer daha birçok soru için Sık Sorulan Sorular sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
İpuçları ve pratikler
Veganlığı kendi hayatınızda benimsemek, hayvan haklarını fikren kabul etmenin yanı sıra bir dizi yeni alışkanlık ve pratiği kazanmayı da gerektirir. Bu kısımda hayatınızı kolaylaştıracak ipuçları, pratikler, tarifler ve bir dizi başka bilgiyi derledik.
Topluluklara katılın
Sosyal ağ sitelerinde oluşturduğumuz topluluklara katılarak, diğer veganlarla deneyim paylaşımı yapabilir, kendi yaşadığınız yerde veya okulunuzdaki diğer veganlarla tanışabilirsiniz.