Allah hayvanları insanlar için yaratmadı mı?
Kısa yanıtımız: Kur’an’da hayvanların insanlara sağladığı yararlardan söz edilir; ancak bu, hayvanların yalnızca insanlar için var olduğu veya insanların onlar üzerinde sınırsız bir hakka sahip olduğu anlamına gelmez.

Nahl suresinde hayvanların beslenme, giyim ve ulaşım gibi alanlarda insanlara sağladığı yararlar anlatılır. Bununla birlikte Kur’an, hayvanları yalnızca insanların kullanımına sunulmuş kaynaklar olarak tanımlamaz. Onlardan aynı zamanda kendilerine özgü topluluklar oluşturan, Allah’ı tesbih eden ve sonunda rablerinin huzurunda toplanacak canlılar olarak söz eder.
Bu nedenle “hayvanların insanlara yarar sağlaması” ile “hayvanların yalnızca insanlar için yaratılmış olması” arasında önemli bir ayrım vardır.
İnsan hayvanların sahibi midir?
Kur’an’a göre göklerin ve yeryüzünün mutlak mülkiyeti Allah’a aittir. İnsan ise yeryüzünde sınırsız bir sahip olarak değil, yaptıklarından sorumlu tutulan bir varlık olarak konumlandırılır.
İslam düşüncesindeki halifelik ve emanet kavramları farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Çevre ve hayvan etiği üzerine çalışan bazı Müslüman düşünürler, bu kavramları insanın diğer canlılar üzerinde dilediği gibi hüküm kurma yetkisi olarak değil, yeryüzünü ve oradaki canlıları koruma sorumluluğu olarak değerlendirir.
Nadeem Haque ve Al-Hafız Basheer Ahmad Masri, insanın yeryüzündeki konumunu geçici bir emanet ve sorumluluk ilişkisi olarak yorumlar. Onlara göre bütün varlıkların asıl sahibi Allah’tır; insan da hayvanlara ve doğal yaşama verdiği zarardan sorumludur. Bu yaklaşımda hayvanların insana emanet edilmesi, onların insan mülkiyetine geçtiği anlamına gelmez.
Yarar sağlamak ≠ sahip olmak
Bir varlığın bize yarar sağlaması, o varlığın yalnızca bizim amaçlarımız için var olduğu veya onun yaşamı üzerinde sınırsız hak sahibi olduğumuz anlamına gelmez. Örneğin hayvanlar; tozlaşma, tohumların yayılması ve ekolojik dengenin korunması gibi süreçlerde önemli roller üstlenir ve bu süreçler insanlara da yarar sağlar. Ancak bundan, hayvanların insanlar yararlansın diye var olduğu sonucu çıkmaz. Onların insanlara sağladıkları yararın ötesinde, kendilerine ait yaşamları ve ilişkileri vardır.
Merhamet yalnızca iyi bir davranış mıdır?

Hayvanlara merhamet, hadislerde sonuçları olan ciddi bir ahlaki sorumluluk olarak ele alınır.
Bir hadiste, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren bir kadının bu davranışı nedeniyle bağışlandığı anlatılır. Hz. Muhammed’e hayvanlara yapılan iyiliklerin karşılığı olup olmadığı sorulduğunda, “Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır” yanıtını verdiği aktarılır.
Başka bir hadiste ise bir kediyi bağlayarak aç bırakan ve kendi yiyeceğini bulmasına da izin vermeyen bir kadının cezalandırıldığı belirtilir.
Bu iki anlatı birlikte düşünüldüğünde, hayvanların yaşadıkları acı ve insanların onlara yönelik davranışları dinî ve ahlaki bakımdan önemsiz görülmez. Hayvana yardım etmek ödüllendirilen, ona zarar vermek ise hesabı sorulan bir davranış olarak sunulur.
Hayvanların kendilerine ait bir değeri var mıdır?
En‘âm suresinin 38. ayetinde yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve uçan kuşlar “sizin gibi topluluklar” olarak tanımlanır:
“Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi topluluklardır.”
Nûr suresinin 41. ayetinde ise kuşlar da dâhil olmak üzere göklerde ve yeryüzünde bulunanların Allah’ı tesbih ettiği ve her birinin kendi duasını ve tesbihini bildiği ifade edilir.
Görmez misin ki, göklerde ve yerde olanlar, havada kanatlarını açarak süzülen kuşlar Allah’ı tesbih ederler. Hepsi duasını ve tesbihini bilmekte, Allah da onların bütün yaptıklarını bilmektedir.
Bu ayetler, hayvanların insanlarla ilişkilerinden bağımsız bir varoluşa sahip oldukları yönündeki yorumlara dayanak oluşturur. Hayvanlar yalnızca insanların sofrasına, emeğine veya mülkiyetine konu olan nesneler değildir; kendilerine özgü yaşamları ve ilişkileri bulunan canlı topluluklardır.
Masri ve Haque buradan hareketle hayvanların kendi yaşamları bulunan, iletişim kuran ve Allah’la doğrudan ilişkili varlıklar olduğunu savunur. Bu, İslam düşüncesindeki tek yorum değildir; ancak “hayvanlar yalnızca insanlara hizmet etmek için yaratılmıştır” iddiasının da Kur’an’daki hayvan tasvirlerinin tamamını yansıtmadığını gösterir.
Hissedebilirlik neden önemlidir?
Hayvanların acı, korku, haz, güven ve rahatlık gibi deneyimler yaşayabilmesini sağlayan sinir sistemleri vardır. Vegan etik açısından belirleyici olan, bir canlının insan gibi düşünüp düşünememesi değil; kendi yaşamını öznel olarak deneyimleyebilmesidir.
Bu nedenle hayvanları “ahlaki fail” olarak değil, ahlaki bakımdan dikkate alınması gereken özneler olarak tanımlamak daha doğru olur. Hayvanlar davranışlarından insanlar gibi ahlaken sorumlu tutulmasalar bile, insanların onlara yönelik davranışları ahlaki değerlendirmeye tabidir.
Bazı Müslüman veganlar da hissedebilirliği Kur’an’daki merhamet, sorumluluk ve hayvan toplulukları anlayışıyla birlikte değerlendirir. Onlara göre acı çekebilen ve kendilerine özgü yaşamları bulunan hayvanların sırf insanların alışkanlıkları veya damak zevki için kullanılmasını sorgulamak, dinî sorumluluklarıyla çelişmek yerine bu sorumlulukların bir sonucu olabilir.
“İnsanların hizmetine verilmesi” bugün nasıl yorumlanabilir?
Kur’an’da hayvanlardan beslenme, giyim ve ulaşım amacıyla yararlanılmasına izin veren ifadeler bulunur. Bu ifadelerin varlığını yok saymak veya Kur’an’da hayvan kullanımından hiç söz edilmediğini ileri sürmek doğru olmaz.
Tartışma daha çok bu izinlerin ne anlama geldiği üzerindedir: Bir uygulamaya izin verilmesi, onun bütün zamanlarda sürdürülmesi gereken bir emir veya ahlaki ideal olduğu anlamına gelir mi?
Bazı Müslüman veganlar, hayvan kullanımına ilişkin ifadeleri vahyin geldiği dönemin toplumsal ve maddi koşulları içinde değerlendirir. İnsanların ulaşım, tarım, beslenme ve giyim bakımından hayvan emeğine büyük ölçüde bağımlı olduğu bir dönemde belirli kullanım biçimlerine izin verilmiş olmasının, alternatiflerin bulunduğu günümüzde hayvanları kullanmayı dinî bir zorunluluk hâline getirmediğini savunurlar.
Bu yoruma göre Kur’an’da bir hayvanın belirli bir amaçla kullanılabileceğinin belirtilmesi, onun yalnızca o amaç için yaratıldığını göstermez. Nitekim aynı Kur’an hayvanlardan “sizin gibi topluluklar” olarak söz eder, onların Allah’ı tesbih ettiğini bildirir ve insanın onlara yönelik davranışlarını ahlaki sorumluluğun konusu hâline getirir.
Kısacası
Kur’an’da hayvanların insanlara sağladığı yararlardan söz edilmesi, hayvanların yalnızca insanlar için yaratıldığı veya insanların onlar üzerinde sınırsız tasarruf hakkına sahip olduğu sonucunu zorunlu kılmaz.
Müslüman veganlar; Allah’ın mutlak sahipliği, insanın sorumluluğu, hayvanların birer topluluk olması, merhamet ve zarardan kaçınma ilkelerini birlikte değerlendirerek hayvan kullanımını reddeden bir etik anlayış geliştirir. Bu, İslam içindeki tek yorum değildir; ancak İslam ile veganlığın zorunlu olarak çeliştiği iddiasına karşı kaynaklara dayanan tutarlı bir yaklaşım sunar.
Bu sayfa bir fetva değildir.
Burada İslam adına bağlayıcı hükümler vermiyor; Kur’an’daki ilgili ifadeleri, Müslüman düşünürlerin yaklaşımlarını ve Müslüman veganların kendi inançlarıyla veganlık arasında nasıl bir ilişki kurduklarını aktarıyoruz. Kişisel bir dinî hükme ihtiyaç duyuyorsanız güvendiğiniz bir ilahiyatçıya veya dinî danışmana başvurabilirsiniz.
Şunu da merak ediyor olabilirsiniz: