Hayvanlara karşı sorumluluklarımız / Bölüm 4
04 · Sokakta yaşam, dayanışma ve haklar
Sokakta yaşayan hayvanlara karşı sorumluluk kimde?
Mahallelerimizde, parklarda ve kampüslerde yaşayan hayvanların ihtiyaçları, bir kişinin bakımını üstlenip üstlenmemesine göre ortadan kalkmıyor. Bir hayvanın belirli bir insanın sorumluluğunda olmaması, ona karşı kimsenin sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. Bu hayvanların güvenliğini ve bakımını sağlamak, birlikte yaşadığımız toplumu nasıl düzenlediğimizle ilgili ortak bir yükümlülük.
Sokakta yaşayan hayvanlara düzenli besin ve temiz su sağlamak, hastalandıklarında veya yaralandıklarında tedaviye ulaşmalarına yardımcı olmak ve kısırlaştırılmalarını takip etmek bu yükümlülüğün parçaları. Bakım, hayvanı ve yaşadığı çevreyi tanımayı da gerektiriyor. Alışkanlıklarını bilen, sağlık durumundaki değişiklikleri fark eden ve ihtiyaçlarını takip eden kişiler arasındaki dayanışma, bakımın sürekliliğini sağlıyor.
Ancak bu sorumluluk yalnızca gönüllülerin zamanına, emeğine ve bütçesine bırakılamaz. Devlet ve yerel yönetimler ücretsiz, erişilebilir ve düzenli kısırlaştırma, aşılama ve tedavi hizmetleri sağlamalı; hayvanların yaşamlarını koruyacak kaynakları ve personeli ayırmalı. Gönüllülerle kurulan işbirliği, kamu kurumlarının kendi görevlerini başkalarına devretmesinin yolu olmamalı.
Savunmamız gereken yaklaşım, üretim ve satışın sona erdirilmesiyle birlikte kısırlaştırma, aşılama, tedavi ve iyileşmenin ardından hayvanın alındığı yaşam alanına geri bırakılması. Burada yerine bırakmak, bir hayvanı başka bir mahalleye, ormana veya yerleşimden uzak bir yere terk etmek anlamına gelmiyor. Hayvanın tanıdığı çevreyle, ilişkileriyle ve bakımını takip eden insanlarla bağının korunmasını gerektiriyor.
Güvenli bir yuvaya ihtiyaç duyan hayvanlar için yuvalandırma olanakları da oluşturulmalı. Yaşı, sağlık durumu veya karşı karşıya olduğu tehlikeler nedeniyle sokakta yaşamını sürdüremeyen bir hayvanın ihtiyaçlarına uygun bakım sağlanmalı. Hayvanları koruma sorumluluğu, hepsini aynı koşullara yerleştirerek yerine getirilemez; her birinin durumu gözetilmeli.
Sokakta yaşayan hayvanların yaşamlarını savunurken açlığı, hastalığı, trafik tehlikesini veya şiddeti olağan kabul etmemeliyiz. Bu tehlikeleri azaltmak için bakım hizmetlerini ve yaşam alanlarını iyileştirmeliyiz. Hayvanların karşılaştığı güçlükler, onları yaşadıkları yerlerden toplamanın, kapatmanın veya öldürmenin gerekçesi hâline getirilmemeli.
İnsanların güvenliğine ilişkin kaygıları da somut duruma göre ele almalıyız. Bir köpekle yaşanan sorun, bütün köpekleri tehlikeli ilan etmeyi haklı kılmaz. Yaralanmaları önleyecek düzenlemeler, gerektiğinde veterinerlik ve davranış desteği, hayvanlarla güvenli biçimde bir arada yaşamaya ilişkin bilgilendirme sağlanmalı. İnsanların ve diğer hayvanların güvenliğini birlikte gözeten çözümler üretmek, kamusal sorumluluğun bir parçası.

Türkiye’deki yasa neden değişmeli?
2024 yılında Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik, sokakta yaşayan hayvanlar bakım ve koruma altındaki varlıklar olarak değil çözülmesi gereken bir güvenlik ve hijyen sorunu olarak konumlandırdı. Yasa, hayvanların yaşamlarını güvence altına alacak biçimde değişmeli. Köpekleri yaşadıkları çevreden toplatıp sahiplendirilinceye kadar tesislerde tutmayı esas alan, basit bir veteriner görüşüyle öldürülmelerine olanak tanıyan, hayvanları kamusal yaşamın dışına iten bu düzenleme, isminin aksine hayvanların yaşamlarını ve varlıklarını tehlikeye atan bir hal almış durumda.
Hayvanların bugün karşı karşıya olduğu koşullarda kamu kurumlarının yıllardır yerine getirmediği görevlerin payı var. Türk Veteriner Hekimleri Birliği de önceki yasanın öngördüğü kısırlaştırma, aşılama ve yerinde yaşatma uygulamalarının birçok yerel yönetim tarafından gerektiği gibi yürütülmediğine dikkat çekiyor. İnsanların yerine getirmediği sorumlulukların bedeli, hayvanların özgürlükleri ve yaşamları olamaz.
Yeni düzenleme, kısırlaştırma çalışmalarını da sekteye uğratabiliyor. Türk Veteriner Hekimleri Birliği, hayvanların alındıkları yere bırakılamaması nedeniyle kapasite sorunu yaşayan belediyelerin kısırlaştırma amacıyla hayvan toplamayı durdurduğunu bildirdi. Böylece hayvan sayısını kontrol altına alma iddiasıyla getirilen uygulama, üremeyi önleyecek hizmetlerin yürütülmesini de zorlaştırıyor.
Mevzuatta bu tesislere “hayvan bakımevi” denmesi ya da zaman zaman bu tarz tesislerin “doğal yaşam alanı” gibi isimlerle adlandırılması, bu tesislere götürülen hayvanların güvenli ve ihtiyaçlarına uygun bir yaşam süreceğinin güvencesi değil. Bakıma ilişkin bir sözcük, zorla toplamanın ve kapatmanın üzerini örtemez. Hayvanları tanıdıkları çevreden, birbirleriyle kurdukları ilişkilerden ve bakımlarını takip eden insanlardan koparmak başlı başına bir sorun. Kapasitesi yetersiz tesislere sürekli yeni hayvanlar götürmek de bakım sorumluluğunun yerine getirildiği anlamına gelmez. Burada önemli nokta, olması gerekenin “daha iyi bakımevi koşulları” değil, hayvanların kendi yaşam alanları içerisinde güvenliklerinin sağlanmasıdır.
Benzer bir şekilde isimlendirme ile yumuşatılmaya ve üzeri örtülmeye çalışan durum da hayvanların sistematik olarak öldürülmesi. Bu uygulamalar, “ötanazi” adı takılarak asıl olan bitenin üzeri örtülüyor. İyileşme olanağı bulunmayan ve giderilemeyen acılar yaşayan bir hayvanın kendi çıkarları için verilen yaşam sonu kararıyla, insanların ya da yönetimlerin bir hayvanı istenmeyen veya yönetilmesi güç bulduğu için öldürmesi arasında temel bir ahlaki fark var. Yer yokluğu, bakım masrafı veya bir hayvana yuva bulunamaması, onun yaşamından vazgeçmek için gerekçe olamaz.
Hayvanları yalnızca güvenlik ve hijyen sorunu olarak anlatan dil de bu düzenin parçası. Böyle bir dil, kendi yaşamları, ihtiyaçları ve ilişkileri olan hayvanları ortadan kaldırılacak bir sorun gibi gösteriyor. Sokakta yaşayan hayvanlar önce basın ve sosyal medya yoluyla bir tehlike olarak konumlandırılıyor ardından da bu “tehlikeyi” önleme amacı gösterilerek, bütün köpeklerin sokaklardan silinmesini haklı gösterilmeye çalışılıyor. Bu kabul edilemez. Kamu kurumları, insanların ve diğer hayvanların güvenliğini birlikte sağlayacak hizmetleri geliştirmekle yükümlü.
Bu nedenle zorunlu toplatma ve süresiz kapatma yaklaşımından derhal vazgeçilmeli; hayvanların öldürülmesini bir yönetim aracı hâline getiren hükümler kaldırılmalı. Kısırlaştırma, aşılama, tedavi ve iyileşmenin ardından alındığı yaşam alanına geri bırakma uygulaması güvence altına alınmalı. Güvenli yuvalandırma desteklenmeli; sürekli bakıma ihtiyaç duyan hayvanlara uygun koşullar sağlanmalı. Bu hizmetler için yeterli bütçe ve veteriner hekim istihdamı oluşturulmalı, uygulamalar bağımsız denetime açık olmalı. Hayvan üretimi ve satışı da sona erdirilmeli.
Yasanın değişmesi için talepte bulunurken, onu mümkün kılan hayvan anlayışını da sorgulamalıyız. Hayvanların yaşamları üzerinde insan çıkarlarına göre tasarrufta bulunmayı olağan sayan düşünce, sokakta yaşayan köpeklerle sınırlı değil. Hayvanları yiyecek, giysi, eğlence veya başka amaçlarla kullanılabilecek kaynaklar olarak görmek, aynı tahakküm ilişkisini sürdürüyor. Sokakta yaşayan hayvanların yaşamlarını savunmak, bütün hayvanların kullanılmama hakkını tanıyan vegan bir toplumsal dönüşüm mücadelesinin parçası olmalı.
Evime hayvan alamıyorsam ne yapabilirim?
Bir hayvana yuva açmak, herkesin mevcut koşullarında üstlenebileceği bir sorumluluk olmayabilir. Yaşam alanımız, birlikte yaşadığımız kişilerin durumu, zamanımız veya bakımını zaten üstlendiğimiz hayvanların ihtiyaçları buna elvermeyebilir. Karşılayamayacağımız bir bakım sorumluluğunu almak yerine, olanaklarımızı dürüstçe değerlendirip sürdürebileceğimiz biçimlerde katkı sunmalıyız.
Mahallemizdeki bakım dayanışmasına katılmak bunun yollarından biri. Düzenli besleme ve temiz su sağlama işlerini paylaşabilir, hayvanları tanıyan kişilerle iletişim kurarak ihtiyaçların takibine yardımcı olabiliriz. Bakımı üstlenen biri hastalandığında veya bir süre uzaklaşmak zorunda kaldığında görevini devralmak da hayvanların bakımının kesintiye uğramamasını sağlar.
Ulaşım olanağımız varsa bir hayvanın veteriner kliniğine götürülmesine yardımcı olabiliriz. Maddi olanaklarımız doğrultusunda mama, tedavi ve kısırlaştırma giderlerini paylaşabiliriz. Kalıcı yuva açamasak da koşullarımız uygunsa geçici bakım üstlenebiliriz. Böyle bir durumda bakımın süresini, giderlerin nasıl karşılanacağını ve sonrasında ne yapılacağını ilgili kişilerle baştan açıkça konuşmalıyız.
Yuva arayan hayvanların uygun kişilerle buluşmasına da katkıda bulunabiliriz. Hayvanın ihtiyaçlarını doğru anlatan bir ilan hazırlamak, güncel bilgileri paylaşmak ve başvuruların değerlendirilmesine yardımcı olmak bu çalışmanın parçaları. Yalnızca ilanı yaymakla yetinmemeli; bildiğimiz sağlık ve bakım ihtiyaçlarını gizlemeden aktarmalı, yuva bulunduğunda ilanı güncellemeliyiz. Amaç hayvanı herhangi bir yere göndermek değil, güvenli ve sürekliliği olan bir bakım ilişkisi kurmak olmalı.
Bu işlerin birkaç kişinin üzerine yığılmasını da olağan kabul etmemeliyiz. “Nasıl olsa ilgilenen biri var” demek yerine, hangi görevi paylaşabileceğimizi sormalı ve üstlendiğimiz işi takip etmeliyiz. Katkımızın büyük olması gerekmiyor; güvenilir ve sürdürülebilir olması önemli. Yapamayacağımız bir işi üstlenmek veya devam edemeyeceğimizi haber vermemek, hayvanın bakımını aksatabilir.
Gündelik bakımın yanında, hayvanların yaşamlarını tehdit eden uygulamalara karşı çıkmalı ve kamu kurumlarından sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etmeliyiz. Üretim ve satışa karşı çıkmak, yuvalandırmayı desteklemek ve veganlığı yaygınlaştırmak da bu çabanın parçaları. Evimize bir hayvan alamıyor olmamız, hayvanlara karşı sorumluluk alamayacağımız anlamına gelmiyor. Her birimiz olanaklarımız doğrultusunda bakım dayanışmasına ve hayvan kullanımına son verme mücadelesine katılmalıyız.
Bakım ve dayanışmadan hayvan haklarına
Bir hayvana güvenli bir yuva açmak, tedavisine yardımcı olmak veya mahallemizdeki bakım sorumluluğunu paylaşmak, onun yaşamında doğrudan bir fark yaratır. Bu sorumlulukları üstlenirken hayvanların sürekli kurtarılmaya ve korunmaya ihtiyaç duyduğu koşulları değiştirmek için de çalışmalıyız.
Hayvanlara bakım vermek, onların yaşamları üzerinde hak sahibi olmak anlamına gelmiyor. Birlikte yaşadığımız hayvanların ihtiyaçlarını ve sınırlarını gözetmeli; onları üretmemeli, satın almamalı ve başkalarının amaçları için kullanılmalarını kabul etmemeliyiz. Kamu kurumlarından da hayvanları toplatıp kapatan ve öldüren uygulamalara son vermelerini, bakım ve koruma yükümlülüklerini yerine getirmelerini talep etmeliyiz.
Evimizdeki kedinin veya sokağımızdaki köpeğin yaşamını önemsememizi sağlayan düşünceyi bütün hayvanlarla ilişkimize taşımalıyız. Onların korkularını, isteklerini ve yaşamlarını sürdürmedeki çıkarlarını tanırken, yiyecek, giysi veya başka amaçlarla kullanılan hayvanların da aynı ahlaki öneme sahip olduğunu görmeliyiz. Hayvanlara karşı sorumluluğumuz, bugün bakımımıza ihtiyaç duyanların yanında durmayı ve hiçbir hayvanın kullanılmadığı bir dünya için veganlığı yaygınlaştırmayı gerektiriyor.