Hissedebilirlik ve etik
Bitkilerin de canı yok mu?
Kısa yanıt
Bitkiler canlıdır. Fakat canlı olmak ile acı, zevk ve yaşamını öznel olarak deneyimlemek aynı şey değildir. Etik açıdan hangi özelliği neden önemsediğimizi ayırt etmeliyiz.
“Canlı” derken neyi kastediyoruz?
Bir bitkinin büyümesi, gelişmesi ve çevresine tepki vermesi, canlı olduğunun göstergeleridir. Bunlar önemlidir; fakat tek başlarına bitkinin acıyı veya zevki deneyimleyen bir özne olduğunu göstermez. Canlılık ile hissedebilirlik farklı sorulara yanıt verir.
Bir hayvanın acısını önemserken yalnızca biyolojik bir değişiklikten söz etmeyiz. Acının birisi için kötü bir deneyim olması önem taşır. Bir hayvan korktuğunda, yaralandığında veya rahatladığında, değerlendirdiğimiz şey onun kendine ait yaşantısıdır. Bu nedenle hayvanları kaynak olarak görmeye itiraz ederiz.
[Yukarı Dön]Etik sorumuz yalnızca “Bir şey canlı mı?” değil, “Yaşananlar birisi için bir anlam taşıyor mu?” sorusudur.
Uyaranlara tepki vermek, tek başına bilinç kanıtı değildir.
Bitkilerin elektriksel veya kimyasal sinyaller kullanması ve çevre koşullarına uyum sağlaması, bu süreçlerin bilinçli deneyim olduğunun gösterildiği anlamına gelmez. “Bir bitki tepki verdi” bulgusundan “Acı çektiği kanıtlandı” sonucuna geçmek için aradaki iddianın ayrıca desteklenmesi gerekir.
Bitki bilinci iddialarını değerlendiren bilimsel incelemeler, gözlenen tepkilerin bilinçli deneyimin varlığını göstermediğini açıklıyor. Bu, bitkiler hakkında araştırılacak hiçbir şey kalmadığı anlamına gelmez. Bugünkü kanıtları, gösterdiklerinden daha fazlasını gösteriyormuş gibi sunmamak anlamına gelir.
Başvuru: Mallatt ve arkadaşları — Debunking a myth: plant consciousness.
Başvuru: Taiz ve arkadaşları — Plants Neither Possess nor Require Consciousness.
[Yukarı Dön]Bir elmayı toplamakla bir hayvanı öldürmek neden aynı değil?
Bir elmayı toplarken bir hayvanın yaşamına son vermiş olmayız. “İkisinde de canlı bir şey var” demek, etik açıdan hangi çıkarın etkilenmekte olduğunu açıklamaz. Bir hayvanı öldürdüğümüzde ise yaşamı kendisi için önem taşıyan birinin geleceğini sona erdiririz.
Ayrımın temeli, hayvanları daha çok sevmemiz veya bitkileri daha az sevmemiz değildir. Öznel deneyimleri ve çıkarları olan varlıklara karşı sorumluluğumuzdur. Her canlıyı tek bir kategoriye yerleştirmek, bu sorumluluğu incelemek yerine görünmez hale getirebilir.
[Yukarı Dön]Bitkileri ve yaşam alanlarını önemsemekle çelişmez.
Bitkilerin hissedebilir olduğuna dair yerleşik kanıt bulunmaması, ormanları veya diğer yaşam alanlarını sınırsızca yok edebileceğimiz anlamına gelmez. Bu alanlar pek çok hayvanın yaşamını da taşır; onları korumak için güçlü gerekçelerimiz vardır.
Ekolojik sorumluluk ile hayvanların kullanılmasına karşı çıkmak birlikte ele alınabilir. Bitkilerle ilgili soruları ciddiye almak, hakkında kanıtımız bulunan hayvan deneyimlerini yok saymamızı veya hayvan kullanımını sürdürmemizi haklı çıkarmaz.
[Yukarı Dön]Ek sorular
Bu konuyla ilgili
“Çiçeklere güzel sözler söylendiğinde daha iyi çiçek açtıklarını gösteren kanıtlar var” deniyor. Bu doğru mu?
Güzel sözlerin anlamını kavradıkları için çiçeklerin daha iyi geliştiğini gösteren güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor. Bitkilerin insan duygularını veya düşüncelerini algıladığına ilişkin iddialar, geçmişte The Secret Life of Plants (1973) gibi sözde bilimsel yayınlarla yaygınlaştırıldı. Bu yayınlardaki anekdotlar ve kontrolsüz gözlemler, iddiaları doğrulayan kanıtlar değildir.
“Onunla konuşunca daha iyi büyüdü” gözleminin başka açıklamaları olabilir. Örneğin bir bitkiyi onunla konuşacak kadar önemseyen kişi, sulamasını, ışığını ve diğer bakım koşullarını da daha özenli takip ediyor olabilir. Bu, her gözlemin nedenini bildiğimiz anlamına gelmez; sözlerin etkisini sınamak için bakım koşullarını denetleyen karşılaştırmalar gerekir.
Ses titreşimlerine tepki ile sözlerin anlamını kavramayı ayırmalıyız. Bir araştırmada belirli çiçeklerin, arı sesine ve benzer frekanstaki yapay seslere tepki olarak nektarlarının şeker yoğunluğunu artırdığı görüldü. Bu bulgu, övgüyü veya hakareti anladıklarını göstermiyor.
“Güzel sözlerden hoşlanıyor” iddiası, hissedebilirlikten de öte, insan dilindeki anlamları ayırt etme kapasitesini varsayar. Bitkilerin böyle bir kapasitesi olduğuna dair bilimsel dayanak yoktur. Seslere tepki araştırmalarını bu iddianın kanıtı olarak sunamayız.
Başvuru: Science History Institute — Bitki bilinci iddialarının tarihi.
Başvuru: Veits ve arkadaşları — Çiçeklerin tozlaştırıcı seslerine tepkisi.
Yalnızca kendiliğinden düşen meyveleri yiyen frutaryenler varsa, bunu yapmak da etik açıdan gerekli değil mi?
Bazı kişiler, bitkilere zarar vermemek düşüncesiyle yalnızca kendiliğinden düşen meyveleri yemeyi benimseyebilir. Bunu bütün frutaryenlerin uygulaması olarak genellememeliyiz. Böyle bir tercih kişisel bir inanca dayanabilir; fakat bir uygulamanın daha kısıtlayıcı olması, onu kendiliğinden daha etik veya herkes için gerekli yapmaz.
Meyveyi dalından toplamanın, hissedebilen birinin çıkarlarını ihlal ettiğini göstermeden, meyvenin düşmesini beklemeyi ahlaki bir yükümlülük sayamayız. Canlılık tek başına hissedebilirlik değildir. Bitkilerin acı veya zevk yaşadığına ilişkin yerleşik kanıt bulunmaması, bu ayrımda önem taşır.
Veganlık, et yemekten yalnızca nefes alarak yaşamaya uzanan bir kısıtlama spektrumunun bir basamağı değildir. Etik gereklilik, yaşamla her türlü teması giderek azaltmak değil, hissedebilen hayvanları bedenleri ve beden çıktıları için kullanmayı reddetmektir. Daha fazla yiyeceği dışlamak, bu ilkenin daha ileri bir biçimi olmaz.
Bilim bir gün başka bir sonuç gösterirse?
Kanıtlar değişirse değerlendirmemizi gözden geçiririz. Bu, bugün elimizdeki kanıtları yok saymayı gerektirmez. Bitki bilinci hakkındaki açık sorular, hayvanların hissedebilirliğini önemsiz hale getirmez.